Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/yusuf/public_html/yusufaytas.com/wp-content/themes/beveled/includes/widgets/widget-woo-tabs.php:1) in /home/yusuf/public_html/yusufaytas.com/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Yusuf Aytaş » Bilişim Dünyası http://www.yusufaytas.com Yazılım Çözümleri Mon, 30 Jan 2012 11:56:07 +0000 en hourly 1 http://wordpress.org/?v=3.3.1 Yazılım Mimarisi http://www.yusufaytas.com/yazilim-mimarisi/ http://www.yusufaytas.com/yazilim-mimarisi/#comments Sat, 26 Dec 2009 23:22:44 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=411

architecture

Mimari denildiğinde insanın aklına gelebilecek ilk konu değildir yazılım. Ama nasıl köprüler barajlar gibi büyük yapıtların bir mimariye ihtiyacı varsa, geniş kapsamlı yazılım projelerininde mimariye ihtiyaçları vardır. Çünkü projeler büyüdükçe bunların üstesinden gelmek zorlaşır. Dolayısıyla, karmaşık ve büyük çapta sistemleri tasarlamak için aslında olaylara çok basit noktalardan bakmak gereklidir. Bu noktada detaya fazla girmeden size neden ve nasıl yazılım mimarisi yapıldığından bahsedeceğim. Örneklerim biraz olağan dışı olursa beni mazur görün.

Öncelikle, neden mimariye genelde ihtiyaç vardır sorusunun yanıtını vererek başlayalım. Düşününki bir sürü inşaat işçisi duvar yapabiliyor. Hepsini bir araya getirsek ve Taç mahal yapmalarını istesek bu yapıtı inşa edemeyiz. Ancak bir mimar yapıtın mimarisini çıkarırsa ve de daha sonra bu mimarinin mühendisliği yapılırsa bu şekilde planlı ve programlı şekilde ilerlenir dolayısıyla ortaya eşsiz eserler çıkarılabilir. Aynen bu şekilde de yazılımlarda bu sistem geçerlidir. Mesela bir oyun yapılacak yada facebook gibi bir site. Şimdi siz bu siteye salt bakamazsınız. Sebebi çok iyi bir mimarisi olmaz ise sistem yeni gelen teknolojileri yada yazılımları kabul etmeyecektir. Sadece o değil nereden başlayacağınızı da bilemezsiniz. Çünkü sistem o kadar karmaşık ki planınız olmadan üstesinden gelinemez. Bu noktada amaç geliştirilebilir, yeniliklere açık, uygulanabilirliği kolay ve sağlam sistemler oluşturmaktır. Bu durumda da mimari artık kaçınılmazdır.

Eğer sizi yazılımların da mimariye ihtiyacı olduğuna ikna ettiysem size yazılım mimarisinin nasıl yapıldığına dair yüzeysel bilgiler vereyim. Genel olarak yaptığınız yazılımlar 2 parçaya ayrılabilir. Birincisi kullanıcıların görüp kullandığı görünüm ara yüzü(Graphical User Interface) ve bu ara yüzün planlayıcısı ve kontrol mekanizması olan bir mantık ünitesi. Şimdi mimari bu noktada başlıyor. Görünüm ara yüzünü o kadar iyi ayırırsınız ki alttaki mantık ünitesinden, iki kısımda birbirinden etkilenmez. Buna şöyle bir örnek vereyim. Şimdi facebook yeni bir tema oluştursa kendisine, sizce var olan her şeyi değiştirir mi? Tabiki hayır. Var olan temayı başka bir temayla rahatça değiştirebilecek bir sistemleri vardır. Bunu da mimarileriyle başarmışlardır. Peki bu mimari dediğimiz şey bu iki üniteyi sadece birbirinden ayırmak mıdır? Hayır değildir. Maksadımız sistemi yukarıda saydığımız özelliklere kavuşturmaktır. Sistemi öyle yapmak istiyoruz ki her şeyin yerine yenisi çıkarılıp takılabiliyor olsun. Tabi bu hiçbir zaman tamamı ile başarılabilecek bir durum değildir. Bu da bilgisayar ve yazılım mühendislerinin çalıştığı alanlardan biridir..

Şimdi bilgisayar mühendisi ve bilgisayar bilgisi iyi olan arkadaşlara yönelik kısıma geldik. Bu kısımda size yazılım mimarisinde kullanılan birkaç şablondan(pattern) bahsedeceğim. Öncelikle hepinizin bildiği pattern Model-View-Controller en çok bilinen ve yaygın olarak kullanılan mimari şablonudur(architectural pattern). Bunun yanı sıra oyun şirketlerinin çok kullandığı Peer-to-Peer yaygın bir şablondur. Bu şablonda internet üzerindeki kullanıcıların aynı anda hem sunucu(server) hemde alıcı(client) olabileceği düşünülerek tasarlanmıştır. Bundan başka Pipe and Filter diye bir şablonuzum varki bu da genelde derleyiciler(compiler) için kullanılmaktadır. Bu mimaride yapılacak işlemi parçalara ayırma güdülmüştür. Bunu şöyle açıklayabilirim. Mesela bir kodu derleme işlemini şu şekilde yapar bu tür sistemler. İlk önce bir syntax analizi yapar burada hata varsa durur, sonra array in sınırlarını kontrol eder. Daha sonra başka bir takım işlemlerden geçirdikten sonra kodunuzu derlemiş olur. İşte bu tür sıralı işlemlerde bu şablon kullanılmaktadır. Son zamanlarda çok yaygın olan bir diğer şablonsa Service-Oriented-Architecture dır. Bu mimaride ise temel olarak bir sistem üzerinde birden fazla küçük sistemin uyumlu şekilde çalışması güdülür. Örnek verecek olursak, facebook üzerinde farmville in çalışması gibi. Şu an açıklamadığım ama merak edeceğiniz diğer önemli mimari şablonlarını ise sıralıyorum.Multitier Architecture, Implicit Invocation, Blackboard system ,Naked Objects.

Bu kadar çok konuşup başınızı ağrıttıktan sonra yazımı burada tamamlamak istiyorum. Kısaca karmaşık işlerin çözümü basitten başlamaktan geçer. Bundan dolayıda mimari yazılımda gerekli olan çok önemli bir kavramdır.

]]>
http://www.yusufaytas.com/yazilim-mimarisi/feed/ 1
Linux mu Windows mu? http://www.yusufaytas.com/linux-mu-windows-mu/ http://www.yusufaytas.com/linux-mu-windows-mu/#comments Mon, 23 Nov 2009 23:28:38 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=336 linux-windows

Aslında bayağıdır yazmıyordum sitede ama bir arkadaşın sorusu üzerine birkaç satır bir şeyler karalayayım dedim. Arkadaş bize Linux tabanlı işletim sistemlerinin avantaj ve dezavantajlarını sordu. Biz de aşağıda elimizden geldiğince konuyu ortaya koyacağız.

Linux tabanlı işletim sistemlerinin en büyük artısı bedava olması. Kimseye para vermiyorsunuz. Şimdi akla gelen ilk şey biz zaten para vermiyoruz işletim sistemine. Peki, yeni bir diz üstü bilgisayar aldığınızda gelen Windows işletim sistemleri sizce bedava mı? Tabii ki değil… Bunun haricindeki özelliklere aşağıda bakalım.

Teknik Detaylar: Windows serilerini temel alarak aşağıdaki yorumları yaptım.

Benim Linux tabanlı işletim sistemlerinde ilk dikkatimi çeken özellik fazla işlemci kullanımı ama buna karşılık gayet cüzi miktarda ram kullanımı. Buna şöyle bir örnek verebilirim. Mesela bilgisayarda hiçbir şey yapmazken Windows 2gb rami olan bir bilgisayarda Windows 400 mb civarında ram kullanırken, Linux tabanlı Ubuntu yaklaşık olarak 250 mb civarında ram kullanıyor. Öbür taraftan Windows neredeyse hiç işlemci kullanmazken, Ubuntu yaklaşık olarak %3-4 civarında işlemci kullanıyor.

Windows kullanıcısı için program sorunu yoktur çünkü ihtiyaç olan her türlü uygulama zaten Windows tabanında üretilmiştir ama Linux temelli işletim sistemlerinde durum çok farklıdır. Sadece istediğiniz yazı yazmak olsa bile Microsoft Office gibi bir editörünüz yoktur mesela. Yada photoshop, Messenger ve benzeri programlar da çalışmaz. Onların yerine özgür yazılımcılar tarafından geliştirilen bence onların yerini tutamayacak programlar vardır. En büyük sıkıntılardan biride oyun çalışmaması : D Özellikle oyun tutkunları için korkulu rüya olabilir bu özellik : D

Görsel Detaylar: Windows ve Ubuntu karşılaştırılmıştır

Windows ne yenilik getirdiyse de Ubuntu da ki görselliğe yaklaşamamıştır bence. Farklı masa üstleri ve bunlar arasında şık geçişler cidden insanı Ubuntu kullanmaya itiyor. Bunlarla da kalmıyor tabii. Her bir pencerenin canlı bir varlık gibi davranması ve bunun gibi detayların kişiselleştirilebilir olması kullanıcı için çok büyük bir olay. İşletim sisteminizin sizi yönlendirmesi yerine siz onu yönlendiriyor oluyorsunuz bir noktada. Bunun yanında Linux işletetim sistemlerininde her şeyi işletim sisteminin kendi yapmıyor. Bunun yüzünden kod yazmak zorunda kalabilirsiniz. Bu bilgisayar temeli (bilgisayar mühendisliği, programlama veya buna yakın dallarda bilgi sahibi olmayan)olmayan insanlar için yani genel kullanıcı için çok büyük bir dezavantaj.

Daha bir sürü detaya değinilebilir aslında ama ben bu kadarla sınırladım kendimi. Ben özgür yazılımı sevdiğimden zaman zaman Ubuntu, Fedora gibi işletim sistemlerini kullandım. İkisinden de cidden memnun kaldım. Ama bu sistemleri kullanırken başınıza her şey gelebiliyor. Bunları da düzeltmek için ciddi olarak bu işletim sistemlerinden anlamanız gerekebilir. Uzun sözün kısası Linux tabanlı işletim sistemleri güzel olabilir performansı iyi olabilir ama halen genel kullanıcıya hitap edebilecek özelliklere sahip değil.

]]>
http://www.yusufaytas.com/linux-mu-windows-mu/feed/ 4
Antivirüs İncelemesi http://www.yusufaytas.com/antivirus-incelemesi/ http://www.yusufaytas.com/antivirus-incelemesi/#comments Sun, 05 Jul 2009 22:26:41 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=323 antivirus1

Yazıma başlamadan önce antivirüs programları hakkında söyleceğım çoğu şeyin kendi bilgi, kanaatime ve tecrübelerime dayandığını belirtmek istiyorum. Bana güveniyorsanız buyrun antivirüs olayını beraber inceleyelim. Öncelikle antivirüs programları günümüzde kaçınılması zor bir gerçek halini aldı. (Linux ve unix tabanlı işletim sistemlerini burada hariç tutuyorum.) Her bilgisayarda bir antivürüs programı şart. Tabii akla ilk gelen soru hangisi daha iyi? Hangisi daha hesaplı ? Hangisi bilgisayarı yorar ?

Hangisi daha iyi sorusu genel olarak kötü bir soru çünkü antivirüs programların birbirlerine göre iyi oldukları alanlar var. Mesala A antivirüs programı istenmeyen elektronik posta konusunda başarılıyken, B antivirüs programı bilgisayarı çok az yoruyo olabilir. Şimdi dilerseniz antivirüs olayına bir giriş yapalım. Öncellikle antivirüs programı olarak kendi tercihimin Kaspersky olduğunu belirtmek istiyorum. Bunu dedikten sonra kaspersky antivirüsü inceleyelim. Kaspersky genel itibariyle her türlü virüsü neredeyse bulabilen bir program öyleki norton veya avastın bulamadığı anlarda kaspersky’i yükleyip bilgisayarınızı tarattığınızda virüsü anında bulup siliyor. Buna şöyle bir örnek vermek istiyorum. Avast kurulu bir bilgisayara virüs bulaşıyor. Avast virüsü buluyor ama silemiyor. Kaspersky yüklediğinizde bilgisayarı daha taratmadan virüs buldum sileyim mi diye uyarı veriyor. Artık anlayın farkı… Zaten norton antivirüs değil virüsün ta kendisi. Güzel bir arayüz dışında işe yarar hiç bir yanı yok. Bilgisayarınıza kesinlikle yüklememenizi tavsiye ediyorum. Avast’a gelince idare eder denilebilir böyle ahım şahım bir özelliği yok. Bunların yanında avira antivirüs gayet başarılı ama bilgisayarınızın oldukça ağırlaşmasına sebebiyet veriyor. Bitdefender neredeyse Kaspersky kadar iyi bir antivirüs programı belkide bazı noktalarda daha iyi ama o da bilgisayarı ağırlaştıran bir program. Gelgelim nod32′ye genel olarak yine güzel bir antivirüs ama benim kanaatimce bitdefender ve kaspersky kadar iyi değil. Türkiye’ de adı fazla duyulmayan ama benim kullandığım ve memnun kaldığım McAfee antivirüs programıda gayet iyi bir program. Virüsler için birebir denilebilir cidden. Neredeyse bilgisayarınızı her türlü virüse karşı korumakta. Şu ana kadar saydığım antivirüs programlarından başka piyasada adı sanı fazla duyulmamış orta seviyede bir kaç tane antivirüs programını da saymak istiyorum. Bunlar Panda, ZoneAlarm ve Trend. Yazımda söz ettiğim antivirüs programlarının fiyatları hakkında net bir şey söyleyemiceğim çünkü her sene fiyat değiştiriyorlar fiyat performans kriterini benim açıklamalarım doğrultusunda size bırakıyorum.

Yukarıda belirttiğim antivirüs programlarını inceledikten sonra ortaya koyduğum değerlendirmede kaspersky, avira, McAfee ve Bitdefender tercih edilebilecek antivirüs programları. Bu programlara verdiğiniz paranın boşa gitmeyeceğine kefil olabilirim.

]]>
http://www.yusufaytas.com/antivirus-incelemesi/feed/ 1
HP Faciası http://www.yusufaytas.com/hp-faciasi/ http://www.yusufaytas.com/hp-faciasi/#comments Thu, 25 Jun 2009 14:02:33 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=303 Yaklaşık 2.5 sene önce HP nin Pavillion serisinin RP981EA modelindeki laptopunu satın almıştım. Çoğu HP Laptop kullanıcısın karşılaştığı sorunlarla bende yüzleştim. Bunlardan ilki belkide en önemli sorunu olan bilgisayarın aşırı ısınmasıydı. Bu sorun bazen öyle haller alıyorduki bilgisayarın aniden kapanmasına sebep oluyordu. Bu soruna zamanla alışmak zorunda kaldıysamda problemler bununla bitmedi. Bilgisayarı itina ile kullanan biri olmama rağmen ses sisteminde bir problem çıktı. Bunun üzerine HP servisine gittim. Ve bilgisayarımı tamire verdim. Benimle birlikte HP alan bütün arkadaşlarımda çeşitli nedenlerle servislere başvurdu. Kimi zaman bilgisayar 30 gün sonunda hiç bir tamir yapılmaksızın geri verildi kimi zamanda yarım yamalak tamirattan geçtikten sonra iade edildi. Buna bir örnek vermeden geçemeyeceğim. Arkadaşımın laptopunun anakartında problem vardı bilgisayarın bataryasını şarj etmiyordu. HP servisine bilgisayarını verdi. HP servisi ise bataryada problem olmadığı halde bilgisayarın bataryasını değiştirerek bozuk bilgisayarı geri verdi. Diğer bir arkadaşımın bilgisayarı ise 4 ay kadar serviste kaldı. HP nin söz verdiği gibi para iadesi de olmadı. Çünkü bilgisayarı 30 iş günü içerisinde bozukda olsa geri verdiler. Neyseki benim bilgisayarımda yukarıda saydığım servis problemlerini yaşamadım. Bilgisayarımı aldığımda bir problem yoktu.
Bundan yaklaşık bir sene sonra – bu tarih garantisinin yarım yıl geçtiği zamana tekabül etmekte- bilgisayarımın sabit diskinde problem meydana geldi. Sorunu HP servisinde çözmey daha sağlıklık bulduğum için bilgisayarımı servise götürdüm. Sabit diskte problem olduğunu ve gerekli tamirin yapılmasını istedim. HP yaklaşık iki gün içerisinde bana hangi parçaların ne kadar olduğunu bildirdi. Parçaların fiyatını duyduğumda şaşkınlıktan sadece güldüm. Bu fiyatlara sade gülünebilirdi. 120 gb HP sabit disk 112 dolardı. Dahası KDV debu miktara dahil değildi. Size miktarın ne kadar komik olduğunu şöyle açıklayayım aynı dönemede WD Sabit Disk 320 GB 70 dolar civarındaydı ve KDV de bu fiyata dahildi. Bu fiyatları görünce HP den sabit disk almaktan vazgeçtim. Bilgisayarımı servisten almak istedim. Ama 20 dolar civarında bir para talep ettiler. Bu parayı vermek zorunda kaldım. Bilgisayara her hangi bir tamir yapılmadı bu süreç içerisinde. Eğer sabit diskte problem olduğunu buldukları için alıyolarsa ki büyük bir yalan olurdu çünkü ben zaten bilgisayarın arızasını ayrıntılı bir şekilde verdikleri forma yazmıştım.
Bilgisayarımı servisten aldıktan sonra büyük bir bilgisayar mağazasına gittim. Burada bilgisayarımın sabit diskini çıkardığımızda HP’nin SATA harddiskinin kendi özel üretimi olduğunu gördük ve serviste tamir parasıyla birklite 152 dolar ve KDVsini vermeye mecbur tutulduk. Aynı problemi benim iki arkadaşımda yaşadı. İlk arkadaşım bilgisayarını servise götürdüğünde çıkarılan fiyat 600 TL olmuştu ki zaten bilgisayarı satsa 600 TL etmezdi. Bilgisayarını hurdacıya verdi. Diğer arkadaşımında bilgisayarının anakartı yandı garantisi bittikten 3 veya 4 ay sonra. İstedikleri para bilgisayardan yine pahalıydı dolayısıyla onun bilgisayarıda hurdaya çıktı.
Şimdi soruyorum HP gibi dünya devi diyebileceğimiz bir markanın standartlar dışında sabit disk satıp(sattığı miktar normal bir sabit diskin 4 katı hemen hemen) haksız kazanç elde etmesi bu firmaya ne kadar yakışıyor? Bu kadar sorunlara rağmen piyasada nasıl tutuluyor?
Hakkımı armak istediğimde her seferinde müşterir temsilcileriyle muhattap olmaktan bıktığımı ve gerçekten sorunuma çare olabilecek kimseyi bulamadığımı belirtmek istiyorum. HP’nin yardım desteğinden her türlü servisine ve hizmetine hatta ve hatta sattığı ürüne bu saatten sonra hiç bir şekilde itimat etmeyeceğim. Sizde arkadaşlar HP almak isteyen arkadalarınızı almamaya ikna edin ve hatta HP’ye karşı kurduğum facebook gurubuna sizde katılın. http://www.facebook.com/s.php?ref=search&sid=4215b6c4c9e0cec034e0572d52033d51&init=q&q=hp%20almay%C4%B1n#/group.php?gid=126459499992

Yazıyı okuduğunuz için teşekkürler hakkımızı aramaya devam edelim…

]]>
http://www.yusufaytas.com/hp-faciasi/feed/ 14
RAM(Random Access Memory) http://www.yusufaytas.com/ramrandom-access-memory/ http://www.yusufaytas.com/ramrandom-access-memory/#comments Wed, 11 Mar 2009 12:57:46 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=284 ddr2_ram_pc5300_imgp1059
Herkesin bildiği gibi ram bilgisayarda geçici olarak bilgi depoladığımız hafıza birimidir. Elektiriği kestiğimizde içindeki bilgiler kesildiği için(volatile) geçici bir depolama aygıtıdır. Peki neden Random Access Memory demişler. Çünkü Random’un anlamı rastgele demektir. Buradaki rastgeleden kasıt, ramin her hangi bir yerindeki (rastgele,random) datayı sabit(constant) zamanlarda alabilmemizdir. Diğer depolama aygıtlarından(harddisk) farklı olarak ram’lerde bir dönüş yoktur bundan dolayıda gecikmeler olmaz. Sonuçta gecikmesiz veri erişimi olduğu için veri alış verişleri sabittir. Ramler genelde iki çeşittir. Bunlardan birincisi SRAM ikinciside DRAM ‘dir. SRAM DRAM’e göre daha hızlı ve daha kullanışlıdır. Ama bilgisayarımızda biz her ikisinde görürüz. SRAM işlemciye daha yakın hafıza birimi olarak kullanılırken DRAM daha sonraki birimdir. DRAM’den sonraki birim ise Haddisk’tir. Bundan 15-20 yıl önce bytelarla ve mhz ‘lerle ölçülen ramler teknolojinin çok hızlı gelişmesiyle birlikte hem kapasite olarak hem de hız olarak çok büyük bir sıçrama yapmıştır. Günümüzde 1.333 Ghz(clock frequency)ramlar piyasada bulunabilmektedir. Ayrıca bireysel bilgisayarlarımızda 4gb’ta kadar ramler bulunabilmektedir. Ramin sadece büyüklüğü bilgisayarın hızlı olduğuna anlamına gelmez. Çünkü ram bilgisayarın hızını etkileyen önemli parçalardan sadece biridir. Bunun dışında FSB (bknz http://www.yusufaytas.com/fsb/) ve işlemci(CPU) da gayet etkilidir. Ayrıca 1gb’lık bir ram 2gb’lık bir ramden daha hızlı çalışabilir. Çünkü daha hızlı bir veri alışverişi çok daha etkili sonuçlar doğurabilmektedir. Ram alırken önerim hem ramin büyüklüğüne hem de hızına bakmanızdır. Daha fazla bilgi için aşağıda verdiğim referans adreslerini kullanabilirsiniz.
Referanslar :

http://en.wikipedia.org

http://www.corsair.com/

]]>
http://www.yusufaytas.com/ramrandom-access-memory/feed/ 0
SSL(Secure Socket Layer) http://www.yusufaytas.com/sslsecure-socket-layer/ http://www.yusufaytas.com/sslsecure-socket-layer/#comments Sat, 14 Feb 2009 02:13:31 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=249

sslcertificate1İnternet sayfalarına girdiğimizde bazen adres çubuğunda “http” yerine “https:” ile başlayan bir adres görürüz. Genellikle bu tür sayfalar güvenliğin üst düzeye çıkarıldığı sayfalardır. “https:” ile başlayan sayfaların diğer sayfalardan farkı ise site kullanıcılarının kişisel bilgileri ve kredi kartı hesaplarının korunması amacıyla yapılmış bir protokol kullanılmasıdır. Bu protokol ise genellikle SSL (Secure Socket Layer) ‘dır. SSL sunucu ile kullanıcı arasındaki bilgi aktarımını güvenli bir hale getirmektedir. Genellikle korsanların göremeyeceği (ki kimse iddaa edemez kesin göremeyeceklerini : D ) bir bağlantı kurulumuyla sağlanır. Bu bağlantı ise “socket”(bağlantıda kullanılan veri taşıyıcısı) ler aracılığıyla olur. SSL in ortaya nasıl çıktığını inceleyecek olursak Netscape tarafından ortaya koyulduğunu görebiliriz. Netscape’in böyle bir protokolu öne sürmesindeki amaç HTTP,LDAP,POP3 kullanıldığı uygulamalarda kullanıcının bilgilerini korsanlara karşı korumaktı ve büyük ölçüde başarılı olundu. SSL’in günümüzde kullanımı oldukça geniş olmakla birlikte hemen hemen bütün sunucularda otamatik olarak verilen bir hizmet haline gelmiştir. Peki SSL’li sayfaların farkı nedir? SSL protokolünün uygulandığı uygumalarda sayfaya erişmeden önce tarayıcı tarafından protokolü kabul edip etmediğiniz sorulur. Verilen cevap doğrultusunda sayfaya erişim gerçekleştirilir. Buna örnek verecek olursak “ https://webmail.bilkent.edu.tr adresi SSL kullanılmış bir adrestir ve ilk girdiğinize size sayfaya onay verip vermediğiniz sorulur. Eğer protokolü kabul ederseniz sizi erişmek istediğiniz sayfaya yönlendirir. Yazımı toparlayacak olursam, SSL güvenlik için yapılmış bir protokoldür ve günümüzde yaygınca kullanılmaktadır.

Kaynaklar : www.microsoft.com, www.ibm.com

]]>
http://www.yusufaytas.com/sslsecure-socket-layer/feed/ 0
Google http://www.yusufaytas.com/google/ http://www.yusufaytas.com/google/#comments Mon, 03 Nov 2008 23:33:15 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=229
Google ilk olarak 1996 yılında Larry Page adındaki doktora öğrencisinin Stanford üniversitesindeki araştırmasıyla başladı. Larry Page’in yanına daha sonra Sergey Brin katıldı. Çalışmalarında internetin matematiksel yönlerini keşfetme yönünde ilerleten ikili, internet sayfalarındaki linkler üzerine yoğunlaştı. Bunun üzerine bir sayfaya verilen linklerin sayısının o sayfanın değerini artırdığı prensibi üzerinde durdular. Bu çalışma sonrasında PageRank algoritmasını geliştirdiler.
Aranılan şeyin en çok o konuyla ilgili linklerin çoğunluğuna sahip sayfa olduğu sayfada olduğuna emin olan ikili Google’ı resmen kurmaya karar verdiler. İlk arama motoru google.stanford.edu adresi aracılığıyla denendi. 1997 yılına gelindiğinde ise basit bir şirket olarak Google kuruldu. Google adı ise yanlış bir telafuz sonucunda ortaya çıkmıştır. 1 in arkasından 100 sıfır anlamına gelen googol şu an ki google isminin ilham kaynağı olmuştur.
1998 yılına geldiğimizde google tam olarak 60 milyon sayfaya ulaşabilmekteydi ve değeri günden güne büyümekteydi. O zamanlarda popüler olan Yahoo,msn ve benzeri sayfalar google’ın en büyük rakipleriydi. 1999 yılında Google Silikon vadisine taşındı. Şirket o zamandan bu zamana aynı yerde kalmıştır. Tabii yıllar geçtikçe dünyanın çeşitli yerlerinde merkezler kurulmuştur ama ana merkez halen Silikon vadisindedir.
Günümüzde ise çoğu kişinin ana sayfası olan google, araştırma denildiğinde ilk akla gelen arama motoru halini almıştır. Bir çok eklentisiyle hayatı kolaylaştıran google avrupanın bir çok ülkesinde merkezler kurmuştur. İlk kurulduğunda yalnızca 100000 dolara mal olan şirketin bu günkü değeri tahminlerin ötesindedir.

]]>
http://www.yusufaytas.com/google/feed/ 2
Bilgisayar Tarihi http://www.yusufaytas.com/bilgisayar-tarihi/ http://www.yusufaytas.com/bilgisayar-tarihi/#comments Mon, 03 Nov 2008 01:12:57 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=194
Bilgisayarın tarihi aslında çok eskilere dayanır. Bugünkü halini alabilmesi için çok uzun safhalardan geçmiştir. Tabi bilgisayar dediğimizde ne anladığımızda önemli. Aslında bilgisayar düşündüğümüzde bir hesap aracıdır. Adının geldiği yerde buna dayanmaktadır. Siz bir takım komutlar verirsiniz o da o komutlara göre karar verir, hesaplar ve sizin için kolaylıklar sağlar. Şimdi size ilk hesaplama araçlarından günümüz bilgisayarlarına bir zaman yolculuğu yaptırmak istiyorum. :d
İlk hesaplama aracı sayılabilecek alet abaküstür. Çıkarma ve toplama yapmakta bize yardımcı olan abaküs ilk olarak orta asyada kullanılmaya başlanmıştır.Tabi kaç yılında ortaya çıktığına dair bir bilgi yok elimizde. Malum çok eski yıllar…
John Napier’in 1600 yılında geliştirdiği Logaritma hesaplama adına önemli bir yer tutmaktadır. 1642 yılına geldiğimizde Pascal ilk hesap makinesi denilebilecek bir alet icat etmiştir. Bu alet toplama yapabilmektedir ama çok pahalı olduğundan sadece Pascal kullanmıştır.
1812 yılına gelindiğimizde ise Charles Babbage “Bilgisayarın Babası” uzun işlemlerin aynı türden hesaplamadan defalarca gerektiğinin farkına varmıştır. Bunun üzerine kendi bunu yapabilen bir makina ortaya koymuştur ancak araştırmasını başka dallarda sürdürmeyi tercih etmiştir.
1840 yılında Agusta Ada onluk sistem yerine 2 lik sistemin kullanılmasını ve ayrıca bilginin belleklerde de böyle tutulması gerektiğini söylemiştir. 1850 lere gelindiğinde ise George Boole Boolean Algebra(İkilik sistemde yapılan hesaplama tipleri)’yı bulmuştur.
1939 yılında ise Clifford Berry ilk dijital bilgisayarı hayata geçirmiştir. 1941 yılında ise ilk programlanabilen bilgisayar icat edilmiştir. 1944 yılında ise IBM ve Howard Aiken işbirliği ile aritmetik hesaplamaların hepsini yapabilen bir bilgisayar yapılabilmiştir. 1945 yılında ise Dr John von Neumann bilgisayarlar için von Neumann mimarisini hayata geçirmiştir.

1950 lere geldiğimizde ise bilgisayarların seri üretime geçirilip satıldığını görüyoruz. Bu bilgisayarlar genellikle üniversitelere satılmaktaydı. 1960 larda ise IBM ilk main frame bilgisayarı ortaya çıkarmıştır. Bunun üzerine COBOL geliştirilip bu bilgisayar üzerinde COBOL’la yazılan programlar çalıştırılmıştır. 1969 yılına geldiğimizde ise internetin başladığını görmekteyiz. Bu yılların sonunda Intel ilk mikro işlemcileri piyasaya sürmeyi başarmıştır.
1980 yılına geldiğimizde ise IBM Bill Gates’e ilk işletim sistemini yapmasını önermiştir. Bunun üzerine ilk işletim sistemi olarak Windows çok büyük sükse yapmıştır. 1989 yılında intel zoru başarmış ve 1 milyon transistörlü bir mikro işlemci yapmayı başarmıştır.
Özgür yazılımcılık bilgisayar ve programlamacılığın geliştirilmesi adına önemli bir yer tutar. Yazımızda bunu da yer vermeyi uygun bulduk. İlk özgür yazılımcıklık hareketleri 1969 yılına kadar dayanmaktadır. Bunun sebebi ise IBM in piyasayı tek eline geçirmesidir. Bunun üzerine şimdiki unix in temelleri atılmıştır bu yıllarda. 1980-1990 alanında iyice geliştirilen unix yaygın bir kullanıma sahip olmuştur.
Günümüze geldiğimizde ise artık bilgisayarlar küçülmekte ve hatta cebimizde taşınabilir hale gelmektedir. Teknolojinin sınırı olmadığını düşünürsek ilerde bizi neyin beklediğini heralde tahmin edemeyiz. Zamanla görücez…

]]>
http://www.yusufaytas.com/bilgisayar-tarihi/feed/ 4
FSB http://www.yusufaytas.com/fsb/ http://www.yusufaytas.com/fsb/#comments Fri, 31 Oct 2008 00:00:24 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=149

FSB(Front Side Bus) işlemci ile anakart arasındaki bilgi akışını sağlayan bir ünitedir. Bu ünite işlemci(CPU) ile bilgisayarın diğer parçaları arasındaki iletişimi sağlar. Bunu şöyle düşünebiliriz. Eğer işlemciyi beyin ve bilgisayarın diğer parçalarınıda organ olarak düşünürsek FSB bu organlardan gelen her türlü bilgiyi beyne taşıyan bir sinir olarak tanımlanabilir. FSB’ler iki yönlü çalışabilmektedirler. Hem bilgiyi beyinden organlara hem de organdan gelen bilgiyi beyine taşırlar. Günümüzde yüksek teknoloji sayesinde bilgi alıp verme sıklığı(clock frequency) artan FSB ler daha fazla bilgi alışverişini sağlayabilmektedirler.

FSB nin hızı aynı zamanda ne kadar büyük olduğuna da bağlıdır. Büyüklükten kasıt kalınlığıdır. Sonuçta daha fazla sinirimiz olursa daha fazla veri taşıyabiliriz. Bu sayede de FSB miz daha hızlı bir hale gelir. FSB nin hızı günümüzde gigahertzlerle ifade edilmektedir. Genelde aynı kalınlıkta FSB ler kullanıldığı için kalınlıktan pek söz edilmemektedir.

Günümüzde 32 bit lik FSB ler rağbet görsede işlemcinin özelliğine göre 64 bit versiyonları hatta günlük hayatta kullandığımız bilgisayarlarda olmasada 16 bit lik FSB lerde kullanılmaktadır.

]]>
http://www.yusufaytas.com/fsb/feed/ 0
0 veya 1 http://www.yusufaytas.com/0-veya-1/ http://www.yusufaytas.com/0-veya-1/#comments Tue, 14 Oct 2008 18:52:41 +0000 Yusuf Aytaş http://www.yusufaytas.com/?p=92 Hayat belkide 0 veya 1. Düz mantık olmalı herşey belkide. Olmak yada olmamak işte bütün mesele bu. Ya varsındır (1) ya da yoksundur (0). Ya bir yere gidersin ya da gitmezsin. Ya da bir devreden akım geçer veya geçmez. Ya da birini seversin ya da sevmezsin. Ya haklısındır ya haksız. Ama hepsi belkide doğrudur. Aradaki renkleri kaybetmek acaba ne kadar doğru? Bakmak herşeye anlamadan, değişik açılarını görmeden yargılarda bulunmak… Belkide insanları kırmak aradaki ince çizgileri unutmak, insanları birbirine yaklaştıran güzel herşeyi yok edip doğru ya da yanlışa bağlamak herşeyi. İyi ki bilgisayarlar var ve bizim yerimize yapıyor (0) ve (1) leri. Onlar için ya doğru ya yanlış ya 0 yada 1. Ya bizim için? Binbir renk var hayal edemediğimiz ama gördüğümüzde farkına vardığımız. Küçük farklar var dimi her zaman? İkiye ayıramayacağımız değerler? Nasıl siyahla beyaz değilse herşey, nasıl griler varsa hayatta da griler var. Düz değil, kıvrımları var anlamamız için. Sadece doğru (1) ya da yanlış (0) yok dünyamızda…

]]>
http://www.yusufaytas.com/0-veya-1/feed/ 5