Google logosu
Google bugün internette bir şey aramak denince çoğu kişinin ilk girdiği yer. Hatta öyle bir hale geldi ki, bazen internet sanki Google’dan ibaretmiş gibi geliyor. Ama tabii işin başı öyle değil. Google da sonuçta bir yerden çıktı, büyüdü ve şimdi neredeyse her yere el atmış durumda.
Benim Google’la ilgili komik bir anım da var aslında. Bir ara staj için başvurmuştum, kabul etmediler. Çok da umurumda olmadı açıkçası. Hatta görüşmelerden birinde bana yarım saatte, bir metnin içinde kelime bulan bir şey yazdırmaya çalışmışlardı. Bildiğin küçük çaplı grep sorusu gibi. Staj için tamam teknik soru sorarsın da, hiring manager görüşmesinde böyle şeyler biraz fazla kasıntı geliyor bana. Neyse, Google sonuçta büyük şirket, böyle şeyler yapıyorlar.
Google’ın hikayesi ise 1996 yılında başlıyor. Stanford Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Larry Page, internetin yapısı üzerine araştırmalar yaparken bir şey fark ediyor. Web sayfaları arasında o kadar çok bağlantı var ki, aslında bu bağlantılar sayfaların önemini ölçmek için kullanılabilir. Sonra yanına Sergey Brin katılıyor ve ikisi birlikte bu fikri geliştirmeye başlıyor.
Olayın mantığı şuydu: Bir sayfaya başka siteler çok link veriyorsa, o sayfa muhtemelen önemlidir. Tabii sadece link sayısı değil, o linki veren sayfanın da bir değeri var. Yani her link aynı şey değil. Bu mantık daha sonra PageRank algoritmasına dönüşüyor. Google’ın asıl büyük olayı bence burada. Çünkü arama motoru olmak başka bir şey, doğru sonuçları üstte gösterebilmek başka bir şey.
O zamanlar internette zaten arama motorları vardı. Yahoo, MSN ve benzeri birçok servis kullanılıyordu. Yani Google bomboş bir alana çıkmış değildi. Ama çoğu servis ya fazla karışıktı ya da aradığını gerçekten buldurmakta çok iyi değildi. Google ise daha sade görünüyordu ve çoğu zaman daha düzgün sonuç veriyordu. Bence insanların hoşuna giden şey de buydu.
İlk başta bu sistem google.stanford.edu adresi üzerinden deneniyor. Sonra iş biraz daha büyüyor. 1997 yılında google.com alan adı alınıyor. Google ismi de aslında “googol” kelimesinden geliyor. Googol, 1 sayısının yanında 100 sıfır olan dev bir sayı. İnternetteki bilgi miktarını düşününce isim mantıklı. Ama bildiğimiz kadarıyla isim biraz yanlış yazım yüzünden bugünkü halini alıyor. Yani olayın içinde biraz matematik, biraz tesadüf de var.
1998 yılında Google artık ciddi şekilde büyümeye başlıyor. O dönemde yaklaşık 60 milyon sayfayı tarayabildiği söyleniyor. Bugünle kıyaslayınca komik geliyor olabilir ama o dönem için ciddi rakam. İnternet çok hızlı büyüyordu ve insanlar da bu büyüyen karmaşanın içinde bir şey ararken düzgün sonuç istiyordu. Google tam o noktada iş yaptı.
Bence Google’ın ilk yıllardaki en büyük artısı sadeliğiydi. Ana sayfaya giriyorsun, kocaman bir logo, altında arama kutusu, o kadar. Başka yerde tonla link, haber, reklam, saçma sapan şey varken Google’da direkt işine gidiyorsun. Bugün bile bazen en güçlü şeyin sadelik olduğunu düşünüyorum. Adamlar da bunu iyi kullanmış.
1999 yılında şirket Silikon Vadisi tarafına taşınıyor ve ondan sonra klasik büyüme başlıyor. Yatırım geliyor, ekip büyüyor, ürün büyüyor, sonra bir bakıyorsun şirket dev olmuş. İş sadece arama motoru olarak kalmıyor. Mail, harita, çeviri, reklam sistemi, tarayıcı derken internetin birçok yerine yayılıyorlar.
Açıkçası bu biraz garip bir şey. Bir yandan adamlar iyi iş yapmış, ona laf yok. Öte yandan bir şirketin bu kadar çok alana girmesi de insanı düşündürüyor. Çünkü önce arama yapıyorsun, sonra mail kullanıyorsun, sonra video izliyorsun, haritaya bakıyorsun, başka bir şey çeviriyorsun derken yine aynı şirkete dönüyorsun. Rahat, kullanışlı, pratik, tamam. Ama biraz fazla merkez haline gelmek gibi bir durum da var.
Yine de Google’ın neden bu kadar büyüdüğünü anlamak zor değil. Çünkü gerçekten işe yarayan bir problemi çözdüler. İnternette bilgi vardı ama dağınıktı. İnsanlar bir şey arıyordu ama bulmak kolay değildi. Google ise bu bilgiyi daha düzgün sıralayıp önüne koydu. O yüzden tuttu. Yoksa sırf adı güzel diye ya da sırf Stanford’dan çıktılar diye kimse bir şirketi bu kadar büyütmez.
İlk kurulduğunda maliyeti çok daha düşük olan küçük bir proje gibi duran Google, bugün internetin en güçlü isimlerinden biri olmuş durumda. Bence bu hikayenin ilginç tarafı da burada. Üniversitede başlayan bir araştırma, zamanla dünyadaki en büyük teknoloji devlerinden birine dönüşüyor. İnternet tarihinde bundan daha ilginç hikayeler vardır belki ama Google’ın yeri kesinlikle ayrı.
Kısacası Google’ın başarısı tamamen şişirme değil. Ortada iyi fikir var, iyi zamanlama var, işe yarayan sistem var. Ama bunu anlatırken de sanki kutsal bir şeymiş gibi davranmaya gerek yok. Sonuçta adamlar iyi bir problem çözmüş, insanlar kullanmış, şirket büyümüş. Olayın özü bu.
